Hayatıma konuk olacak kadına tavsiyelerde bulunmak isterdim.
Kendim için,onun için,bizim için.
Beni çok sevmekten,saygı göstermekten öte bana kendim olmamı sağla.
Mesela sinirlendiysem bir şeye bırak avazım çıktığı kadar bağırayım,elime ne geçerse parçalayayım.
Ağzıma küfür dolduysa bırak savurayım en acımasız hakaretlerimi göğe kurşun atar gibi.
Herkes sağ taraftan yürürken ben soldan yürümek istediğimde durdurma beni,bırak o yönde ilerleyeyim.
Eğer kendi bildiğim bir doğru çevremize uymuyorsa bırak yinede o doğrumu yaşayayım yanlış olsa dahi.
Elalem ne der? Kimin umurunda.
Sen bana destek olmalısın. Hatta televizyonu kapatıp iki türk kahvesi yapabilirsin,ben kitap okurken.
Bana sorular sorma apansız,çıkmaz sokaklardan,sonu olmayan yollardan,yağmurlu günlerden bahsetme.
Çünkü bana ''herşeyin bir çözümü'',''her yolun bir sonu'' ve ''güneşli günlere'' inanmayı öğrettiler.
Beni;
Engelleme,
Kısıtlama,
Sorgulama,
Yargılama,
Ancak bu şekilde beni keşfedebilirsin. İçimde ki iyiliklerle dolu uçsuz bucaksız vadileri,yalansız sözleri,çocukca gülen gözleri,içten sıcaklığı ve gizli hazine ''sadakatimi'' ancak beni keşfederek elde edebilirsin.
Ve aynı şekilde bunları benim sana sunacağımı temin ederim.
''Unutma ki ancak birbirimizi keşfederek diğer insanlardan farklı ve ölümsüz olabiliriz.''
24 Ocak 2012 Salı
10 Ocak 2012 Salı
Gri ve Islak İstanbul Akşamı
Yağmuru seviyorum,yağmur altında yürümek bana akıp giden zamanı anımsatıyor,kulağımda çalan ''Set fire to the rain'' şarkısı tamda yürüşüyüme uygun bir seçim.
Eski günleri hatırlıyorum,bir zamanlar hayatımda olan kadınları beklediğim duraklar,caddeler geliyor aklıma.
Başına bir bela gelmesin diye evine kadar bıraktığım kadınlar. Değer miydi? diye sormadan edemiyorum kendime. Değerdi. O güzel günlerin anısına değerdi.
Şimdi onlar neredeler,hayatın hangi sahnesinde,hangi figüranlarla oynuyorlar bu oyunda bilmiyorum.Umarım keyifleri yerindedir.
Bu kısa eskiye dönüşten sonra beynimin yönünü geleceğe çeviriyor ve uzaya fırlatılan roket gibi fırlatıyorum.
Ve yıl 2026'ya geliyorum. 35 yaşıma geliyorum. Her zaman söylediğim gibi ''Ben 35'imde ölmek isterim.''
Neden bilmiyorum.Bunun nedenini düşünmedim. Belkide erken yaşta yolun yarısına kadar geldiğimin inancını taşıyor olduğumdandır.
Belkide 35 benim en yaşlı halim olacak.
Belkide çok yaşlanıp elden ayaktan düşmeden gitmek istediğimdendir.
Hem burada kalıp ne yapacağım ki?
Ben 35'imde gitmek istiyorum. Daha ne kadar kalacağım burada?
Kafamda dolaşan bu cevapsız soruların hiçbir zaman bulamayacağım. Sadece zamanın akışına bırakmalıyım kendimi.
Yağmurlu havada uzun yürüyüşler yapmaya devam etmeliyim,yeni insanlarla tanışmalıyım,yetimleri korumalı,yaşlıları sevmeliyim.
Hayat sadece bu şekilde güzel kalabiliyor.
Eski günleri hatırlıyorum,bir zamanlar hayatımda olan kadınları beklediğim duraklar,caddeler geliyor aklıma.
Başına bir bela gelmesin diye evine kadar bıraktığım kadınlar. Değer miydi? diye sormadan edemiyorum kendime. Değerdi. O güzel günlerin anısına değerdi.
Şimdi onlar neredeler,hayatın hangi sahnesinde,hangi figüranlarla oynuyorlar bu oyunda bilmiyorum.Umarım keyifleri yerindedir.
Bu kısa eskiye dönüşten sonra beynimin yönünü geleceğe çeviriyor ve uzaya fırlatılan roket gibi fırlatıyorum.
Ve yıl 2026'ya geliyorum. 35 yaşıma geliyorum. Her zaman söylediğim gibi ''Ben 35'imde ölmek isterim.''
Neden bilmiyorum.Bunun nedenini düşünmedim. Belkide erken yaşta yolun yarısına kadar geldiğimin inancını taşıyor olduğumdandır.
Belkide 35 benim en yaşlı halim olacak.
Belkide çok yaşlanıp elden ayaktan düşmeden gitmek istediğimdendir.
Hem burada kalıp ne yapacağım ki?
Ben 35'imde gitmek istiyorum. Daha ne kadar kalacağım burada?
Kafamda dolaşan bu cevapsız soruların hiçbir zaman bulamayacağım. Sadece zamanın akışına bırakmalıyım kendimi.
Yağmurlu havada uzun yürüyüşler yapmaya devam etmeliyim,yeni insanlarla tanışmalıyım,yetimleri korumalı,yaşlıları sevmeliyim.
Hayat sadece bu şekilde güzel kalabiliyor.
18 Aralık 2011 Pazar
Anlatacaklarım Var!
Vaaz vermek değil niyetim, duyduğumu söylemek. Söylemeye değer şeyler duyuyorum zira. Belki hayatı daha yaşanır kılmak için ya da belki sade, ama sade anlatmak için... Sen anlat dedi tanrı bana, anlaşılsın diye değil, hiçbir mükâfat istemeden anlat... Çünkü bir mükâfattır artık bir anlatıcıya doğru düzgün anlaşılmak! Sen anlat dedi... sen sade anlat! Umudu hatırlatsın diye umutsuzluğu, çâreye yol açsın diye çâresizliği anlat... Ders verme dedi kimseye, çünkü hoca denmez öğrenmesini bitirene. Çırakları olan bir çıraktır usta, olsa olsa... Sen anlat dedi bana tanrı, sen sade anlat...."
Küçükken herkes akıllı, ben aptalım sanırdım.
Biraz büyüdüm; herkes aptal ben akıllıyım sandım.
Uzun zaman önce; “herkes kör, bir ben mi görüyorum?” diye sordum.
Akabinde; “bir ben görüyor,bir ben duyuyor olamam!” dedim,sorguladım.
Şimdi ise; sayesinde, hakikatin neresinde durduğumun farkındayım.
Hatırladım…
Hiç kitap okumayan bir adam niçin merak eder seneye yazılacak kitapları?
Bu dünyada bile yaşamayı beceremeyen niçin merak eder diğer gezegenlerdeki hayatı?
Geçmiş ve bu gün ne zaman bitirildi de gelecek sorgulanıyor?
İşler hala kalleşçe hallediliyor ikili ve uluslar arası ilişkilerde…
Her ülkenin sınır komşuları dost ve kardeş düşman ülkeler…
Doğru düzgün top bile oynayamıyorlar kavgasız!
Oyunları savaş gibi görenler savaşı da oyun gibi görüyor elbet…
Aynı kadına sevdalananlar birbirini vuruyor, aynı şeyden nefret edenler can ciğer arkadaş…
Bir şeyi,bir kadını,bir erkeği ya da bir ülkeyi sevmenin cezası ölüm bile olabiliyor bazı…
"Sevmenin pek az çeşidi vardır gönül raflarında. Birini ya da bir şeyi seversiniz ya da çok seversiniz. Ama iş sevememeye gelince sonsuz seçenek vardır önünüzde. İster sinir olursunuz, gıcık olursunuz, iğrenirsiniz, tiksinirsiniz, hatta sık sık nefret edersiniz. Ne yazık... Ne yazık insan sevmeme çeşitlerine harcıyor mesaisinin çoğunu. Oysa sevin dedi tanrı, adı sevgili olanlar bile karşılık istiyor kalbinin atış hızına. Ben seni seviyorum ama dur bakalım sen de beni benim seni sevdiğim kadar seviyor musun? Oysa sevin dedi tanrı. Önce sizi sevmeyenlerden başlayın işe, karşılık istemeden pazarlıksız sevin sizi seveni de sevmeyeni de.
Oysa sevin dedi tanrı. Önce sizi sevmeyenlerden başlayın işe, karşılık istemeden pazarlıksız sevin sizi seveni de sevmeyeni de."
Küçükken herkes akıllı, ben aptalım sanırdım.
Biraz büyüdüm; herkes aptal ben akıllıyım sandım.
Uzun zaman önce; “herkes kör, bir ben mi görüyorum?” diye sordum.
Akabinde; “bir ben görüyor,bir ben duyuyor olamam!” dedim,sorguladım.
Şimdi ise; sayesinde, hakikatin neresinde durduğumun farkındayım.
Hatırladım…
Hiç kitap okumayan bir adam niçin merak eder seneye yazılacak kitapları?
Bu dünyada bile yaşamayı beceremeyen niçin merak eder diğer gezegenlerdeki hayatı?
Geçmiş ve bu gün ne zaman bitirildi de gelecek sorgulanıyor?
İşler hala kalleşçe hallediliyor ikili ve uluslar arası ilişkilerde…
Her ülkenin sınır komşuları dost ve kardeş düşman ülkeler…
Doğru düzgün top bile oynayamıyorlar kavgasız!
Oyunları savaş gibi görenler savaşı da oyun gibi görüyor elbet…
Aynı kadına sevdalananlar birbirini vuruyor, aynı şeyden nefret edenler can ciğer arkadaş…
Bir şeyi,bir kadını,bir erkeği ya da bir ülkeyi sevmenin cezası ölüm bile olabiliyor bazı…
"Sevmenin pek az çeşidi vardır gönül raflarında. Birini ya da bir şeyi seversiniz ya da çok seversiniz. Ama iş sevememeye gelince sonsuz seçenek vardır önünüzde. İster sinir olursunuz, gıcık olursunuz, iğrenirsiniz, tiksinirsiniz, hatta sık sık nefret edersiniz. Ne yazık... Ne yazık insan sevmeme çeşitlerine harcıyor mesaisinin çoğunu. Oysa sevin dedi tanrı, adı sevgili olanlar bile karşılık istiyor kalbinin atış hızına. Ben seni seviyorum ama dur bakalım sen de beni benim seni sevdiğim kadar seviyor musun? Oysa sevin dedi tanrı. Önce sizi sevmeyenlerden başlayın işe, karşılık istemeden pazarlıksız sevin sizi seveni de sevmeyeni de.
Oysa sevin dedi tanrı. Önce sizi sevmeyenlerden başlayın işe, karşılık istemeden pazarlıksız sevin sizi seveni de sevmeyeni de."
16 Aralık 2011 Cuma
Bu Havada Bir Şey Var Yazmaya Zorlayan
Kim kiminleymiş,neredeymiş,ne yapmış tabiri caizse ''ne bok yemiş'' umurumda olmaması güzel ve bana bunları hatırlatan facebook kapattım.Ve havada bir gariplik var,insanın ruhunu sıkan nedendir bilmiyorum gözlerim dalıyor ara ara.Yolculuk var derlerdi büyüklerim kim bilir belkide gerçekten beni bekleyen bir yolculuk vardır;başka bir şehre ya da bir kadının yüreğine.Böyle havalarda Mabel Matiz'in tiz sesi eşlik ediyor bana.Bir de şiirler,ah be dostum şiirler harika birşey.Bir nevi elektroşok cihazı gibi.Akıyorsa yüreğine hayattasındır zıtlık durumunda gömülmeyi bekleyen lanet bir cesetsindir.Hep kötü şeyleri anımsatır bu hava. Annesini kaybetmiş çocuk yalnızlığını,üşengeç adam acizliğini ve aşılmaz çitler çaresizliğini.Ve benim bunları düşünecek gücüm de yok bir çok kez denedim dünyaya bakmayı.Hep aynı kurgular vardı içinde,aynı insanlar,aynı yerler,aynı bahaneler,aynı yalanlar,aynı..aynı..aynı..Sonra bıraktım kendimi,çok yük oluyordum kendime.Ve artık kafamı kaldırmıyorum.(dünyaya bakmak için.)
Ah bir de unutmadan,yağmurdan kaçan insanlara anlam veremiyorum.Islanmanın ne kötü yanı olabilir ki? Bana kalırsa biraz temizlik iyidir,her ne kadar içlerindeki kiri temizlemesede.İçlerindeki kir demişken,kime güvenebileceğim konusunda şüpheliyim artık.
Çizilmiş bir taş plak gibiyim. Bir yere kadar tamamım ama güven meselesinden sonra yokum.Bu kötü bir durum biliyorum,tedavisinin olmadığınıda biliyorum.Doktor ''zaman'' denilen bilindik bir ilaç yazdı reçeteye.Sanırım hızla gidilen bir aşkta duvara çarpmaktan dolayı bir travma yaşanmış kalbimde.Ama ''geçermiş'' öyle dedi.Fakat biraz zaman alırmış. Bu zamana kadar misafir insan olacakmışım.
Ah bir de unutmadan,yağmurdan kaçan insanlara anlam veremiyorum.Islanmanın ne kötü yanı olabilir ki? Bana kalırsa biraz temizlik iyidir,her ne kadar içlerindeki kiri temizlemesede.İçlerindeki kir demişken,kime güvenebileceğim konusunda şüpheliyim artık.
Çizilmiş bir taş plak gibiyim. Bir yere kadar tamamım ama güven meselesinden sonra yokum.Bu kötü bir durum biliyorum,tedavisinin olmadığınıda biliyorum.Doktor ''zaman'' denilen bilindik bir ilaç yazdı reçeteye.Sanırım hızla gidilen bir aşkta duvara çarpmaktan dolayı bir travma yaşanmış kalbimde.Ama ''geçermiş'' öyle dedi.Fakat biraz zaman alırmış. Bu zamana kadar misafir insan olacakmışım.
12 Aralık 2011 Pazartesi
Arkamıza Yaslanıp Biraz Rahatlayalım.
Warrior
Açıkcası ilk başta imbd'de bu filme neden 8.3 gibi bir puan verildiğini anlamamıştım.Konusu itibariyle,dağılmış bir ailenin yıllar sonra bir boks turnuvası için bir araya gelmesini anlatır.Üstelik birbirlerine kızgın olan abi kardeşin rakip olmasını anlatır.Biri ülkesi için dövüşürken diğeri ailesi için katılmıştır bu turnuvaya.Ve sonunda ikiside büyük ödül için finalde karşılaşacaktır,kimin vurduğunun önemi yok her yumruk biraz daha acıtacaktır ikisinide.
Uzun zaman sonra duygulandıgım bir film daha çok şükür ölmemişim.Şiddetle izlenilesi ve ağlanılası bir film.
Bırakalım bu Avcılığı.
İlluminatinin simgeleri olan bazı anlamlar ifade eden işaretlerin bu aralar sıkça araştırıldığını görüyorum.Filmlerde,çizgifilml erde,resimlerde,yapılarda hatta ve hatta yiyecek ürün ambalajlarında(jelibon vs.).Bunun bir hastalık haline geldiği kanısındayım,bir paranoya gibi.Gibi değil apaçık öyle sanırım.Oysa çoğunluk tarafından ne anlama geldiği bilinmeyen bu işaretlerin çokta sorun teşkil ettiğini söyleyemem.Bizi farklı bir tarafa çekmeyen,bizi yönlendirmeyen bu işaretlerin.Asıl dikkat etmemiz gereken illuminatiden daha tehlikeli olan şeyler var mesela,televizyon.Evet günlük yaşantımızın çoğunluğunu oluşturan o kutu.Dramdan,komedisine her dizide hemen hemen insanı ''kötü kişi'' kılığına büründürecek tecavüz,intikam hırsı,yalan üzerine kurulmuş hayat,ensest ilişkiler,ütopik ve elit bir yaşama yönlendirdiğini görebilmekteyiz.Bırakalım çocuğun gelişimine katkıda bulunan bir diziyi en azından onu bir psikopat,sapık profiline dönüştürmeyecek bir dizi bulmak bile zor.Korkmamız gerekenler aslında tam olarak da buydu.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
