18 Ekim 2012 Perşembe

Dans et Şampiyon!!




Dans et şampiyon, kimsesizler yurdundaki yalnız çocuklar için dans et. Çocuklar için salla yumruklarını.
Kiralarını ödeyemeyen işsizler için dans et. Şu alçağın işini bitir!

Meyhanedeki ayyaşlar için dans et şampiyon, kanserden ölen yoksul hastalar için, kefaletleri ödenmeyen sefil mahkumlar için, herkesin terkettiği eroinmanlar için, kocaları olmayan gencecik hamile kızlar için. Dans et şampiyon, savaş onlar için!

Şu aşağılık herifin işini bitir, çenelerini dağıt hepsinin. Düşkünler yurdundaki zavallılar için, emeklilik maaşı alamayan yaşlılar için, pis bir sokakta müşteri bekleyen yaşlı ve yorgun fahişeler için…

Meyhanelerde oturmuş demlenen bütün yalnız kalpler için, bilardo salonlarındaki yalnızlar için, sokak köşelerindeki yalnızlar için. Dans et şampiyon, savaş onlar için!

Temizlik işçileri için salla yumruklarını; hava limanlarında, otobüs duraklarında, benzin istasyonlarında yerleri süpüren küçük insanlar için. Savaş onlar için şampiyon. Otellerde yatakları yapıp tuvaletleri temizleyen küçük odacı kızlar için dersini ver şu aşağılık herifin!

Seni kurtaranlar senatör değildi, vali değildi, başkan değildi. Sokaktaki insanlar kurtardı seni. Şimdi sokaklar adına savaş, hadi evlat, işini bitir şu aşağılık herifin!

Bu ring ikinize fazla. Hadi bitir işini, suratını paramparça et. Yoksullar adına şampiyon, yoksullar adına!
Hadi yavrum salla yumruklarını! Muhammet Ali’yi hiçkimse yenemez, hiçkimse. Sadece Cassius Clay yenebilir ama o da bu akşam aramızda değil.

Dans et şampiyon, hadi oğlum dans et!

"Bu sözler, Muhammed Ali’nin antrenörlerinden Bundini tarafından Zaire maçından önce Ali’ye yazılmıştır."

1 Nisan 2012 Pazar

Bir YGS Pazarı

Sabahın yedisinde uykumdan uyanmış. Soruları görmek ve kendimi denemek için gireceğim YGS sınavı için hazırlandım. Heyecanımı o kadar kaybetmişim ki okulu bilmediğim halde hiç gidip görmeye bile gerek duymadım.(Tabi bu bana biraz pahalıya patladı ve sonucunda uzun bir yürüyüş yapmış oldum.)

İşin kötü tarafı babamıda buna alet etmemdi.Herneyse uzun bir yürüyüş sonunda nihayet okulu bulabilmiştim. Okulun karşısında olan börekçiye çay içmek için girdik. Her ne kadar dış görünüşü güzel,içeriği temiz olmasada seçeneğiniz olmadığı zaman mecbur kaldığınız herşey güzeldir en azından öyle olmalıdır. Bir bardak demli çayımı içtikten sonra okula giriş yapacaktım polis aramasından geçerken arama yapan polis benimle aynı lise ve seneden mezun olan çocuk cıkmaz mı? Ahh nasıl imrendim bir zamanlar polis olma umudum vardı ne yazıkki ameliyat iz dolayısıyla alınmadım.

Sınava gelecek olursak ilk öncelikle gençlere ''Allah yardımcısı olsun'' dileklerimi her birinin üzerine yapıştırıyorum. Türkçe soruları üzerinden sanırım biraz fazla durmuşlar bunun yanında felsefe bilgi isteyen nitelikte sorulardı bir de coğrafyada yoruma açık bir kaç soru vardı. Tarih'e laf yok,kolaydı.
Lakin ben YGS'nin bütünüyle(matematik haricinde) yoruma dayalı olmasını umuyordum,öylede olmalıydı. Bir sonraki seviye olan LYS sınavı bütünüyle bilgiye dayalı olacağı için bu sınavdan biraz daha ödün verebilirlerdi. Herneyse 2 saat 20 dakikalık bir zihinsel yoruculuğun ardından okul çıkışına doğru yöneldim. Dışarıda ebeveynler,hepsinin gözleri kapıya kilitlenmiş şekilde bekliyorlar bahçede. Duymasamda,dualar ve umutlar arasından tabiri caizse kalabalığı yararak geçtim aralarından.

Öğlene doğru işimin gereği Taksim The Marmara otele doğru gittim. Bugün aldığım en sevindirici haber kilo alımının hızlanmasıydı. yaklaşık 5 kilo civarı almışım. Yaptığım sporun etkisini görmek nedense mutlu ediyor beni.

Saat 19:00'da taksim meydanından evime doğru yolculuk başladı. Fakat o yağmurda neyin nesiydi öyle? Sanırım,doğa tanrıçası elindeki su bardağını düşürmüştü.

25 Mart 2012 Pazar

Ciddi Bi' Sorunumuz Var.

Evimde oturuyordum;her zaman ki gibi dizilere sarmıştım. Sonra dışarıdaki güneşin gülümsemesine yanıt olarak dışarıya çıkayım dedim. Normalde haftasonları kalabalık yerlerden pek hoşlanmasam da kendimi Cevahir alışveriş merkezinde buldum.
Katlar arasında kalabalığın içinde ''aman ona çarpmayayım.'',''off ne yavaş yürüyorlar,yanlarından basıp geçeyim.'' gibi sözler sarfederek kendi kendime biraz dolaştım.
 Bir kaç mağazaya bakmadım desem yalan olur,baktım tabiki. Fakat nedense bir isteksizlik,etrafımdakilerin telaşı falan derken sadece bakmakla yetindim.
Sonra her kitap meraklısı bir insan gibi kendimi D&R'a ışınladım.
İlk olarak direk ''çok satanlar'' bölümüne baktım. Buraya bakıyorum;neden mi? çok basit. Genelde beş para etmeyecek bilgilere ve kurgulara sahip kitaplar oluyor bu değerli,göz alıcı bölümde. İşte bu çok üzücü ama değişmiyor.Ve klişeleşmiş bir söz çakılı kalıyor zihnimde ''Yahudinin 3 lirası varmış,2 lirasını reklama vermiş.'' Gerçekten de bizde de durum böyle. Bunu biraz da kabullenemiyorum. Tekstilde,yiyecek ve içecek sektöründe böyle olmasına aldırış etmeyebilirim. Ama kitap konusunda kandırılmak hiç de hoş değil.
Ve dikkat edilecek,bana sorarsınız ''ciddi bir sorun'' tam olarak bu çok satanlar listesinde 4 adet zayıflamak konulu kitabın yer alması. Herhalde zayıf insanlar zevk olsun diye almadılar bu kitapları? Ülkemizde bu kadar şişman sayısı olduğunu hatta bunun kitap listelerini değiştirecek kadar olduğunu düşünmüyordum.Kitap okuma alışkanlığımızın yüzdesinin düşük olduğunu düşünürsek; Sormadan da edemiyorum ''kitap okuyanlar şişman mı?''
Herneyse küçük hayal kırıklığından sonra evime gitmek için metroya doğru emin adımlar ile ilerlerken,birden kalabalığın korumalıklara yanaşıp oradan aşağıya baktığını gördüm(korumalıkları bilirsiniz her katta düşme tehlikesini engellemek için konulan,heh o işte.)
Neyse bir yaklaşayım dedim bu kadar önemli olan ne? Bir de baktım polis barikat çekmiş,adli tıp ekipleri orada bir kaç işlemle meşguller.
Ben daha soru sormadan sağolsun yanımdaki teyze polisten daha çok şey biliyormuş ve kısaca özet geçti bana. Anlatmasına göre;35 yaşlarında bir adam 5.katından düşmüş.Söylenenlere göre korumalığın oradan sarkarken başı dönmüş ve düşmüş.
Ki ben buna bir türlü inanamadım nedense. Gel gelelim durum şu;5.kattan o şekilde düşsse bir alt kat çıkıntılı ve oraya düşmesi gerekir. En alt kata düşebilmesi için biraz uzun atlayış yapması gerekir sanırım.Bu da intihar olma olasılığını yüksek tutar.
İntihar kelimesini nerede duysam ve görsem hep tuhaf gelmiştir bana. Bugün olan sadece benim gördüğüm.
Görmediğim daha kaç milyon var kendini karanlıklara süren..
Boğaz köprüsünden atlamak,binadan atlamak,başına silah dayayıp ateşlemek,zehirlemek vs. bunları duymustum.
Kim bir alışveriş merkezinde üstelik en yoğun gününde intihar etmek ister ki?

30 Ocak 2012 Pazartesi

Düşününce Her Şey Planlanmış Gibi Gözükür.

O degılde Teoman'ı ozledık.Bıra dagıtmasını ozledık,sıgara paylasmasını ozledık.
Hem artık acılarımızda büyüdü simdi daha gucluler. Eskı sarkıları yetmıyor bıze daha etkılı uyusturucular lazım,kulaktan alınan..

"Cok sevdıgım yalanlar" butun ask hayatını ozetlemeye yetecek bır cumle,belkıde daha fazlası. Emın degılım bundan. Emın oldugum sey seks mantalıtesı altında acıga cıkan ılıskıler.

Bır dans festıvalı gıbı bu. Bırıyle dans edıyorsn,bır sure sonra ayak uyduramıyor,baska bırıyle dans etmeye baslıyorsun. Dans hep orada sadece dans edenler yer degıstırıyor.

Ya da bır oyku kıtabı gıbı bırsey olmalı. Tanrı'nın yazdıgı bellı baslı oykuler. Bazen sen ana karakter oluyorsun o oykude. Bır zaman sonra sen baska bır oykude yalnız basınasın.

Arkadasın yenı tanıstıgı bırıyle olan oykusunu anlatır,senınkının benzerıdır. Ve ıste o zaman anlarsın. Oyku hep vardır aslında sadece basroller degısıyor.

Korkuyorum bu hep boyle surecek. Kımse gercekten o mutlu oykunun sahıbı olamayacak. Yaz sevgılım;Bende dahil.

24 Ocak 2012 Salı

Tavsiye

Hayatıma konuk olacak kadına tavsiyelerde bulunmak isterdim.
Kendim için,onun için,bizim için.
Beni çok sevmekten,saygı göstermekten öte bana kendim olmamı sağla.
Mesela sinirlendiysem bir şeye bırak avazım çıktığı kadar bağırayım,elime ne geçerse parçalayayım.
Ağzıma küfür dolduysa bırak savurayım en acımasız hakaretlerimi göğe kurşun atar gibi.

Herkes sağ taraftan yürürken ben soldan yürümek istediğimde durdurma beni,bırak o yönde ilerleyeyim.
Eğer kendi bildiğim bir doğru çevremize uymuyorsa bırak yinede o doğrumu yaşayayım yanlış olsa dahi.
Elalem ne der? Kimin umurunda.
Sen bana destek olmalısın. Hatta televizyonu kapatıp iki türk kahvesi yapabilirsin,ben kitap okurken.

Bana sorular sorma apansız,çıkmaz sokaklardan,sonu olmayan yollardan,yağmurlu günlerden bahsetme.
Çünkü bana ''herşeyin bir çözümü'',''her yolun bir sonu'' ve ''güneşli günlere'' inanmayı öğrettiler.

Beni;
Engelleme,
Kısıtlama,
Sorgulama,
Yargılama,
Ancak bu şekilde beni keşfedebilirsin. İçimde ki iyiliklerle dolu uçsuz bucaksız vadileri,yalansız sözleri,çocukca gülen gözleri,içten sıcaklığı ve gizli hazine ''sadakatimi'' ancak beni keşfederek elde edebilirsin.

Ve aynı şekilde bunları benim sana sunacağımı temin ederim.
''Unutma ki ancak birbirimizi keşfederek diğer insanlardan farklı ve ölümsüz olabiliriz.''

10 Ocak 2012 Salı

Gri ve Islak İstanbul Akşamı

Yağmuru seviyorum,yağmur altında yürümek bana akıp giden zamanı anımsatıyor,kulağımda çalan ''Set fire to the rain'' şarkısı tamda yürüşüyüme uygun bir seçim.
Eski günleri hatırlıyorum,bir zamanlar hayatımda olan kadınları beklediğim duraklar,caddeler geliyor aklıma.
Başına bir bela gelmesin diye evine kadar bıraktığım kadınlar. Değer miydi? diye sormadan edemiyorum kendime. Değerdi. O güzel günlerin anısına değerdi.
Şimdi onlar neredeler,hayatın hangi sahnesinde,hangi figüranlarla oynuyorlar bu oyunda bilmiyorum.Umarım keyifleri yerindedir.
Bu kısa eskiye dönüşten sonra beynimin yönünü geleceğe çeviriyor ve uzaya fırlatılan roket gibi fırlatıyorum.
Ve yıl 2026'ya geliyorum. 35 yaşıma geliyorum. Her zaman söylediğim gibi ''Ben 35'imde ölmek isterim.''
Neden bilmiyorum.Bunun nedenini düşünmedim. Belkide erken yaşta yolun yarısına kadar geldiğimin inancını taşıyor olduğumdandır.
Belkide 35 benim en yaşlı halim olacak.
Belkide çok yaşlanıp elden ayaktan düşmeden gitmek istediğimdendir.
Hem burada kalıp ne yapacağım ki?
Ben 35'imde gitmek istiyorum. Daha ne kadar kalacağım burada?
Kafamda dolaşan bu cevapsız soruların hiçbir zaman bulamayacağım. Sadece zamanın akışına bırakmalıyım kendimi.
Yağmurlu havada uzun yürüyüşler yapmaya devam etmeliyim,yeni insanlarla tanışmalıyım,yetimleri korumalı,yaşlıları sevmeliyim.
Hayat sadece bu şekilde güzel kalabiliyor.

18 Aralık 2011 Pazar

Anlatacaklarım Var!

Vaaz vermek değil niyetim, duyduğumu söylemek. Söylemeye değer şeyler duyuyorum zira. Belki hayatı daha yaşanır kılmak için ya da belki sade, ama sade anlatmak için... Sen anlat dedi tanrı bana, anlaşılsın diye değil, hiçbir mükâfat istemeden anlat... Çünkü bir mükâfattır artık bir anlatıcıya doğru düzgün anlaşılmak! Sen anlat dedi... sen sade anlat! Umudu hatırlatsın diye umutsuzluğu, çâreye yol açsın diye çâresizliği anlat... Ders verme dedi kimseye, çünkü hoca denmez öğrenmesini bitirene. Çırakları olan bir çıraktır usta, olsa olsa... Sen anlat dedi bana tanrı, sen sade anlat...."


Küçükken herkes akıllı, ben aptalım sanırdım.
Biraz büyüdüm; herkes aptal ben akıllıyım sandım.
Uzun zaman önce; “herkes kör, bir ben mi görüyorum?” diye sordum.
Akabinde; “bir ben görüyor,bir ben duyuyor olamam!” dedim,sorguladım.
Şimdi ise; sayesinde, hakikatin neresinde durduğumun farkındayım.
Hatırladım…

Hiç kitap okumayan bir adam niçin merak eder seneye yazılacak kitapları?
Bu dünyada bile yaşamayı beceremeyen niçin merak eder diğer gezegenlerdeki hayatı?
Geçmiş ve bu gün ne zaman bitirildi de gelecek sorgulanıyor?
İşler hala kalleşçe hallediliyor ikili ve uluslar arası ilişkilerde…
Her ülkenin sınır komşuları dost ve kardeş düşman ülkeler…
Doğru düzgün top bile oynayamıyorlar kavgasız!
Oyunları savaş gibi görenler savaşı da oyun gibi görüyor elbet…
Aynı kadına sevdalananlar birbirini vuruyor, aynı şeyden nefret edenler can ciğer arkadaş…
Bir şeyi,bir kadını,bir erkeği ya da bir ülkeyi sevmenin cezası ölüm bile olabiliyor bazı…


"Sevmenin pek az çeşidi vardır gönül raflarında. Birini ya da bir şeyi seversiniz ya da çok seversiniz. Ama iş sevememeye gelince sonsuz seçenek vardır önünüzde. İster sinir olursunuz, gıcık olursunuz, iğrenirsiniz, tiksinirsiniz, hatta sık sık nefret edersiniz. Ne yazık... Ne yazık insan sevmeme çeşitlerine harcıyor mesaisinin çoğunu. Oysa sevin dedi tanrı, adı sevgili olanlar bile karşılık istiyor kalbinin atış hızına. Ben seni seviyorum ama dur bakalım sen de beni benim seni sevdiğim kadar seviyor musun? Oysa sevin dedi tanrı. Önce sizi sevmeyenlerden başlayın işe, karşılık istemeden pazarlıksız sevin sizi seveni de sevmeyeni de.

Oysa sevin dedi tanrı. Önce sizi sevmeyenlerden başlayın işe, karşılık istemeden pazarlıksız sevin sizi seveni de sevmeyeni de."

16 Aralık 2011 Cuma

Bu Havada Bir Şey Var Yazmaya Zorlayan

Kim kiminleymiş,neredeymiş,ne yapmış tabiri caizse ''ne bok yemiş'' umurumda olmaması güzel ve bana bunları hatırlatan facebook kapattım.Ve havada bir gariplik var,insanın ruhunu sıkan nedendir bilmiyorum gözlerim dalıyor ara ara.Yolculuk var derlerdi büyüklerim kim bilir belkide gerçekten beni bekleyen bir yolculuk vardır;başka bir şehre ya da bir kadının yüreğine.Böyle havalarda Mabel Matiz'in tiz sesi eşlik ediyor bana.Bir de şiirler,ah be dostum şiirler harika birşey.Bir nevi elektroşok cihazı gibi.Akıyorsa yüreğine hayattasındır zıtlık durumunda gömülmeyi bekleyen lanet bir cesetsindir.Hep kötü şeyleri anımsatır bu hava. Annesini kaybetmiş çocuk yalnızlığını,üşengeç adam acizliğini ve aşılmaz çitler çaresizliğini.Ve benim bunları düşünecek gücüm de yok bir çok kez denedim dünyaya bakmayı.Hep aynı kurgular vardı içinde,aynı insanlar,aynı yerler,aynı bahaneler,aynı yalanlar,aynı..aynı..aynı..Sonra bıraktım kendimi,çok yük oluyordum kendime.Ve artık kafamı kaldırmıyorum.(dünyaya bakmak için.)
Ah bir de unutmadan,yağmurdan kaçan insanlara anlam veremiyorum.Islanmanın ne kötü yanı olabilir ki? Bana kalırsa biraz temizlik iyidir,her ne kadar içlerindeki kiri temizlemesede.İçlerindeki kir demişken,kime güvenebileceğim konusunda şüpheliyim artık.
Çizilmiş bir taş plak gibiyim. Bir yere kadar tamamım ama güven meselesinden sonra yokum.Bu kötü bir durum biliyorum,tedavisinin olmadığınıda biliyorum.Doktor ''zaman'' denilen bilindik bir ilaç yazdı reçeteye.Sanırım hızla gidilen bir aşkta duvara çarpmaktan dolayı bir travma yaşanmış kalbimde.Ama ''geçermiş'' öyle dedi.Fakat biraz zaman alırmış. Bu zamana kadar misafir insan olacakmışım.

12 Aralık 2011 Pazartesi

Arkamıza Yaslanıp Biraz Rahatlayalım.

Warrior

Açıkcası ilk başta imbd'de bu filme neden 8.3 gibi bir puan verildiğini anlamamıştım.Konusu itibariyle,dağılmış bir ailenin yıllar sonra bir boks turnuvası için bir araya gelmesini anlatır.Üstelik birbirlerine kızgın olan abi kardeşin rakip olmasını anlatır.Biri ülkesi için dövüşürken diğeri ailesi için katılmıştır bu turnuvaya.Ve sonunda ikiside büyük ödül için finalde karşılaşacaktır,kimin vurduğunun önemi yok her yumruk biraz daha acıtacaktır ikisinide.
Uzun zaman sonra duygulandıgım bir film daha çok şükür ölmemişim.Şiddetle izlenilesi ve ağlanılası bir film.

Bırakalım bu Avcılığı.

İlluminatinin simgeleri olan bazı anlamlar ifade eden işaretlerin bu aralar sıkça araştırıldığını görüyorum.Filmlerde,çizgifilmlerde,resimlerde,yapılarda hatta ve hatta yiyecek ürün ambalajlarında(jelibon vs.).Bunun bir hastalık haline geldiği kanısındayım,bir paranoya gibi.Gibi değil apaçık öyle sanırım.Oysa çoğunluk tarafından ne anlama geldiği bilinmeyen bu işaretlerin çokta sorun teşkil ettiğini söyleyemem.Bizi farklı bir tarafa çekmeyen,bizi yönlendirmeyen bu işaretlerin.Asıl dikkat etmemiz gereken illuminatiden daha tehlikeli olan şeyler var mesela,televizyon.Evet günlük yaşantımızın çoğunluğunu oluşturan o kutu.Dramdan,komedisine her dizide hemen hemen insanı ''kötü kişi'' kılığına büründürecek tecavüz,intikam hırsı,yalan üzerine kurulmuş hayat,ensest ilişkiler,ütopik ve elit bir yaşama yönlendirdiğini görebilmekteyiz.Bırakalım çocuğun gelişimine katkıda bulunan bir diziyi en azından onu bir psikopat,sapık profiline dönüştürmeyecek bir dizi bulmak bile zor.Korkmamız gerekenler aslında tam olarak da buydu.

28 Kasım 2011 Pazartesi

Romantizmin Nirvanasından

Uzun aradan sonra romantizm işlevlerimin yerinde olup olmadığını test etmek amacıyla bir film izleyeyim dedim.Made of Honor filmini izledim.Her ne kadar tanışıklığımız biraz tesadüf olsada,bu filmi izleyişim ve keşfedişim biraz geç olsada,beklentilerimin üzerinde bir film olduğunu açıkca belirtmek isterim.Lakin bazı sahneler vardı ki bir an gerçekliğini düşünmekten kendimi alıkoyamadım.Misal,iskoçyalılardaki gelinin erkekleri öpüp para toplama sahnesi,bir türk olarak bana sorarsanız kıskançlık krizlerine girerdim sanırım.Misal 2,adamın sevdiği kadının bir başka adamla öpüşmesini izlemek,hayatın gerçekliğinden,hayatın can damarından tutup çıkarılmış kadar gerçek.
Tıpkı filmlerde olduğu gibi,bu filmde mutlu sonla bitmişti.Uyumak için yatağıma uzandığımda suratımda ki o anlamsız tebessüm hala yerli yerindeydi.Bir başka hayatların,bir başka aşkların mutlu oluşunun beni mutlu edeceğini düşünmezdim.
Ve dün geceden çıkardığım sonuç vücudumdaki romantizm yönde atan damarlar hala işlevini kaybetmemiş ama ne yazıkki kaybettiğim bir çok şey var mesela güven,mesela bir başkasının hayatına ortak olma isteğim.İlk evrelerin bozuk oluşu diğer aşamaya geçmeyi engeller.
Bir gün tıpkı filmlerdeki gibi aşklar yaşamak dileğiyle..

26 Kasım 2011 Cumartesi

İç Döküş

Doğrusunu söylemek gerekirse ona acıyorum,hayatını zehrediyor..Sahtelikleri hayat diye yaşıyor ve henüz hayatın realitesini kavrayabilmiş değil,kavramaya da niyeti yok zaten.Onca zamandan sonra yaşanılan her şey,hatıralar biraz daha flulaşıyor.Benim tanıdığım insan farklıydı,belki de o gerçekten böyleydi.Ben kafamda yaratmıştım onu,kendi bildiğim gibi.
Her neyse yağmur yağıyor geçmişimin üzerine ben camdan seyrediyorum hayatımın o en değerli kısmını,buharlaşıyor.. Siliyorum elimle;ne fayda! Zamanın benden istedikleri var belli ki. Beni çağıran bir şeyler var geleceğin gizli kollarında. Bir parıltı,bir kariyer,bir gerçek belkide.. Öyle ya,gerçekler zaman geçtikten sonra açığa çıkar yoksa hangi cinayet olay yerinde çözülüvermiş ki?
Biliyorum ki her gerçek biraz olsun acı verir insana.Ve bu yüzden diliyorum ki,bir gün o gerçeklerle yüzleştiğimde dayanma gücüm olur.
Sıfırdan başlayamaz insan hayata(tabi eğer reenkarnasyona inanmıyorsanız.),hatıralarda tam olarak silinmeyeceğine göre bunlarla yaşamaya mecbur bırakılmış kullarız biz.
Düşünsene,ya da boşver düşünme.
21 yaşındayım bundan sonra kaç gün,kaç sene daha yaşayacağımı bilmiyorum.
Ama bildiğim tek şey onca günü,onca seneyi sırtımda bir bıçakla yaşayacağım.
Herşeyi unutmak için söz verdim kendime,onu unutmak için söz verdim kendime..Annem için,kendim için..

20 Kasım 2011 Pazar

Bir Pesimistin Antalya Günlüğü



Bir haftalık Antalya hikayem boyunca havayı bir geldiğim gün bir de giderken güneşli gördüm.Bahtsız bedevinin Türkiye şubesi olmalıyım.Gerçi otel dışına pek çıktığımız söylenemez.Tabi sigara ve diğer gereksinimler dışında.Eğer zaten yeteri kadar pahalanmış sigaraya otel içerisindeki marketten alarak 15ytl bayılmak istemiyorsan bunu yapmak zorundasın.
Oteldeki 1 haftalık gözlemim sonucunda çıkan sonuç;kış geldiğinde oteller huzurevlerine dönüyor.Belirli bir yaşın üzerine çıkmış,saçları beyazlamış,genç kalan tek tarafı gözleri olan insanlar.Huzuru bulmaya gelmiş insanlar topluluğuydu.Şuana kadar Antalyada daha önce bu kadar eğlendiğimi hatırlamıyorum. Orada yeni arkadaşlıklar tanımak,var olan orta düzey ingilizcem ile biraz olsun pratik yapabilme şansı bulmak iyi geldi diyebilirim. Her gece discoda müziğin etkisiyle dans etmek herşeyi alıp götürüyordu.Bazen o pistte bedenim dans ederken ben bir köşede kendimi izliyormuş gibi hissediyordum.
Hep orada kalabilmeyi isterdim. Berlinde Necati,Belçikadan Rasit,İsveçden Boel,Mehri ve Jessica ile her aksam sabaha kadar lobide oturup sohbet etmek isterdim. Beni biraz olsun kendi içimden çıkarıyordu. İçime prangalarla kitlediğim ruhumu biraz olsa salıverme şansı veriyordu bana.
Liverpoollu amcaların her akşam sarhoş hallerini görmek,zenci Poll'ün gülünce çirkinleşen suratını görüp kahkahalara düşmek hepsi biraz olsun hayatın içinden. Farkında olmasakta her birimiz birbirimizin hayatının bir kısmında yer aldık.Bu ileride hatırlanamayacak kadar küçük bir detay olsa bile.
Tabi her şeyin bir sonu  vardır.Bu eğlenceli günlerinde sonu vardı ve giderken biraz olsun her birini özleyeceğimi biliyordum.Dünyanın küçük olduğunu umut ediyor bir gün karşılaşmak dileğiyle her birine tüm yürekten hoşçakal.

24 Ekim 2011 Pazartesi

Sorun Irk Değil,Vicdan Sorunudur.

Van'daki 7.2'lik deprem haberlerine biraz milliyetçi biraz da ırkçı bir tavır takınarak sevinen vatandaşların vicdanlarında bir takım eksiklikler hatta vicdanlarının hiç olmadığı kanaatindeyim.Türkiye Cumhuriyeti vatan topraklarında yaşayan her insan Türk'tür.
Bu insanları ırkçı bir yaklaşımla kürt diye farklı bir köşeye koyamazsın. Kaldı ki onca yüzyıldan sonra ''dıdısının dıdısının dıdısına'' baksak bir çoğumuzun kökeni farklı yerlerde çıkacaktır.Bu da ırk diye bir şeyin olmadığını,ırkçı yaklaşımın boş laftan ibaret olduğunun göstergesidir.
Kökeni kürt diye her insana aynı etiketi yapıştıramazsın.Ve o insanlara acımasız gözlerle bakamazsın. Bu herşeyden önce insanlık görevindir. Biraz da olsa vicdan görevidir. Tabi insanlığın ve vicdanın hala yerinde duruyorsa.
Vicdanın yoksa Van'da çıkan deprem için sevinir ''hakettiklerini buldular'' dersin,enkaz altındaki canları boş bakışlarla seyredersin,şehit haberlerine üzülmezsin.Ölümün gölgesi dolaşmadığı sürece çevrende.
Zaten ''Ölenler hep başkalarıdır'' dersin.
Netice itibariyle;Vicdanı olmayan Kürt dağa çıkıyor, vicdanı olmayan Türk depremle zil takıp oynuyor. Sorun ırk değil, vicdan sorunudur.

21 Ekim 2011 Cuma

Bir Roman Daha Bitti.

Bugün hayatımın dönüm noktalarından biri. Göğsüme matkapla kocaman bir delik açıldığı,gözlerimin karanlığa çevrildiği günlerden biriydi.
Sanki bir arabaya binmiştik biz tekerleği patlak bir araba..Bir gidiyor,bir duruyorduk ve sonunda pes ettik.Tekerleği değiştirmek yerine arabadan indik.Ve farklı yönlere doğru ilerledik..
Zeki Müren'li gecelerime hoşgeldim. Sözlerindeki anlam,sesindeki titreme. Nasıl rakı içesim var anlatamam. Nasıl sarhoş olasım var anlatamam.
Ben beceremedim Eva. Bir insanın sevmesi kendi kabiliyetimizin dışında bir şeydir.Ben buna engel olamadım.Bazen anlamsızca kötü fikirler düşüyor beynimin açık sahasına,sana yakıştıramıyorum hiçbirini. Ama gitmiyorlar Eva.Yaşadıklarımın,söylediklerinin başka açıklaması yokmuş gibi.
Beynim patlayacak gibi.Düşünmekten yoruldum.
Bu cevapsız soruları bir başıma nasıl cevaplayabilirim bilmiyorum.Ya ben sağ çıkarım bu düşünceler karmaşasından ya da sen katil çıkarsın.Başka yolu yok Eva,üzgünüm..
Her zaman yanıbaşında olamadığım için üzgünüm.Rüzgarın senin yönünde esmesi,güneşin yolunu hep aydınlatması dileğiyle hoşçakal.
Yarın yine bir Ankara yolculuğuna daha çıkacağım.Bu yorucu ve tempolu hayat beni dahada fazla olgunlaştırıyor,bu ne işe yarar bilmiyorum.
Beni doyurmaz,zengin bir adam yapmaz ama bir çok ahmaktan daha zeki olmama,hayatı düşünce yetisiyle kavramama,olası tehlikeleri sezebilmeme yardımcı oluyor.
Belkide günün birinde 1-0 önde başlatır beni.
O güne kadar Esen kal Eva.

17 Ekim 2011 Pazartesi

Biraz da Film Soundlarına Dalalım

Bu filmi kaçıncı kez izliyorum,bilmiyorum.Hani bazen derler ya ''her seferinde farklı bir tat alırsın.Sıkılmadan,bıkmadan izlersin.'' diye bu cümleyi kullanacağım nadir filmlerden bir tanesi de bu filmdir.
Ve en sevdiğim sahnelerden biri olan bu sahneyi güzel müzik eşliğinde keyifle(sıkılmadan,bıkmadan) izleyebiliriz.

Dipnot;
''Bende birinin Gerry'si olmak istiyorum.''

14 Ekim 2011 Cuma

Kısa Metrajlı Bilim Kurgu Tadında Bir Rüya

Zihninizi boşaltın ve sadece okuyacaklarınızı hayal edin.
Bir ev boğaza bakan köprüyü tam karşıdan seyreden.Rüyam biraz hızlı geçmiş olacak ki babaannem ve ben ne ara terasa çıktık bilmiyorum.Her ne ise terasta boğazı izlerken ufuktan dev bir cisim boğazın derinlerine hızla düşüyor ve düştüğü gibi aynı hızla çıkıyor ve o hızla terasa doğru geliyor,gözlerim beni yanıltmıyorsa bu vatoz balığı,dev gibi..Ben o telaş ile kendimi terastan evin içine doğru atarken arkama dönüp baktığımda babannem yok vatoz balığının yarattığı yıkık,dökük enkazla birlikte sanırım aşağı düşmüş olacak.
Ben o endişeyle sokağa fırlıyorum ve sokakta bir ev yıkılmış,yol kapatılmış.Uzaktan annemin geldiğini görüyorum koşa koşa ona anlatacağım bu olanları bir de arkamı döndüğümde ne göreyim! Babaannem geliyor.

Bu kısa bir o kadar komik ve bilim kurgu tarzında ki uykum beni anlatamayacağım bir şok içerisine sokmuştu. Eve gelen Eva'ya rüyamı anlattığımda bana kahkahalarla eşlik etti ve rüyanın şoku Eva'nın kahkahalarına eşlik etmekle son buldu.
Sanırım yönetmen ruhuma son vermeliyim bu kısa yazılmamış,çekilmemiş rüya senaryomdan sonra :)